DOLAR 13,4819-1.39%
EURO 15,3158-1.58%
ALTIN 776,11-0,31
BITCOIN 7786863,80%
Gaziantep
11°

HAFİF YAĞMUR

06:31

İMSAK'A KALAN SÜRE

Yıldırım Koç

Yıldırım Koç

01 Aralık 2021 Çarşamba

EKONOMİK KRİZ VE İŞÇİ SINIFI: 1988-1989, 1991

EKONOMİK KRİZ VE İŞÇİ SINIFI: 1988-1989, 1991
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yıldırım Koç

www.yildirimkoc.com.tr

Türkiye işçi sınıfı tarihinde 1989-1991 dönemi işçi sınıfının geniş kesimlerinin militan mücadeleleri açısından özel yıllardır. Yüzbinlerce işçi (ağırlıklı olarak kamu kesimi işçileri) o güne kadar görülmemiş süreklilikte, yaygınlıkta ve militanlıkta eylemler yaptı. Bahar Eylemlerinin ardından 137 günlük İsdemir ve Kardemir grevi, ardından 1990 grevleri, ardından 3 Ocak 1991 genel eylemi, daha sonra da Zonguldak maden işçilerinin 4-8 Ocak 1991 Zonguldak-Mengen yürüyüşü, Türkiye işçi sınıfının en önemli eylemleri arasındadır. 

Bu eylemlerle 1988-1989 ekonomik krizinin ve 1991 ekonomik krizinin bağlantısı neydi? Eylemler bu krizin sonucunda mı ortaya çıktı?

Hem öyle, hem değil. 

Eylemler 1982-1989 döneminde mutlak yoksullaşmanın ve iktidardaki ANAP’ın 1989 Mart yerel seçimlerindeki yenilgisinden sonra ortaya çıktı. Diğer bir deyişle, 1988-1989 ekonomik krizinin etkisi vardı; ancak bu etki, yıllardır devam eden bir mutlak yoksullaşmanın üstüne oturdu ve tepkileri daha da artırdı. Bu eylemlilik sayesinde hem 1989 yılında, hem de onu izleyen 1990 ve 1991 yıllarında, ekonomik krize rağmen işçilerin mücadeleleri gerçek ücretleri artırdı. Hem de ne artırma.

DPT tarafından yayımlanan verilere göre, Türkiye’de işçilerin gerçek ücretleri 1981 yılından 1988 yılına kadar düştü; 1989-1993 döneminde yükseldi.

TİSK’in net gerçek giydirilmiş ücret endeksinde 1985 yılı 100 kabul edilirse, 1988 yılında 83,7’ye gerileyen endeks, 1993 yılında 173,6’ya yükseldi. Endeks şöyle gelişti: 1985: 100,0; 1986: 95,0; 1987: 93,9; 1988: 83,7; 1989: 100,4; 1990: 117,0; 1991: 162,5; 1992: 168,6; 1993: 173,6. 

Prof.Dr.Şevket Pamuk’un araştırmasına göre, Türkiye’de imalat sanayinde gerçek ücretler 1980 yılında 100 kabul edilirse, 1984 yılında 92; 1985 yılında 87; 1986 yılında 85; 1987 yılında 90; 1988 yılında 86; 1989 yılında 107; 1990 yılında 130 ve 1991 yılında 167 oldu. 

Ücretlerdeki gelişmenin diğer bir unsuru, milli gelir içinde ücret ve maaşların payıdır (gelirin fonksiyonel dağılımı). Prof.Dr.Süleyman Özmucur’un çalışmalarına göre, 1978 yılında ücret ve maaşların milli gelir içindeki payı yüzde 30,2 idi. Bu oran 1983 yılında yüzde 22,6’ya, 1985 yılında yüzde 20,4’e düştü. Bahar eylemleri sonrasında ücret ve maaşların milli gelir içindeki payı 1990 yılında yüzde 30,2 ve 1991 toplu iş sözleşmelerinden sonra da yüzde 34,6 düzeyine yükseldi. 

1983-1991 döneminde 16 yaşını doldurmuş işçilerin brüt parasal asgari ücreti enflasyonla genellikle uyum içinde artırıldı. 1989, 1990 ve 1991 yıllarındaki ücret artışı ise enflasyonun üstünde gerçekleşti. 

1.1.1983-31.3.1984 döneminde brüt asgari ücret günde 540 liraydı. Bu dönemde fiyatlar yüzde 48,4 oranında arttı. 1.4.1984 tarihinde yürürlüğe giren asgari ücret yüzde 51,4 oranında artırıldı. 

1.4.1984-30.9.1985 döneminde brüt asgari ücret günde 817,50 liraydı. Bu dönemde fiyatlar yüzde 76,4 oranında arttı. 1.10.1985 tarihinde yürürlüğe giren asgari ücret yüzde 68,8 oranında artırıldı.

Bahar eylemleri, ardından gelen eylemler ve 1991 yılındaki milletvekili genel seçimleri asgari ücretlilere de yaradı. 

1.7.1988-31.7.1989 döneminde brüt asgari ücret günde 4.200 liraydı. Bu dönemde fiyatlar yüzde 77,2 oranında arttı. 1.8.1989 tarihinde yürürlüğe giren asgari ücret yüzde 78,6 oranında artırıldı. 

1.8.1989-31.7.1990 döneminde brüt asgari ücret günde 7.500 liraydı. Bu dönemde fiyatlar yüzde 59,7 oranında arttı. 1.8.1990 tarihinde yürürlüğe giren asgari ücret yüzde 84,0 oranında artırıldı. 

1.8.1990-71.7.1991 döneminde brüt asgari ücret günde 13.800 liraydı. Bu dönemde fiyatlar yüzde 68 oranında arttı. 1.8.1991 tarihinde yürürlüğe giren asgari ücret yüzde 93,5 oranında artırıldı.

1988-1989 EKONOMİK KRİZİ

Türkiye ekonomisinde ikincil önemde bir kriz 1988-1989 yıllarında yaşandı. Sabit fiyatlarla GSMH 1988 yılında yüzde 1,5 ve 1989 yılında yüzde 1,6 oranlarında büyüdü. Halbuki 1987 yılındaki büyüme yüzde 9,8 oranında gerçekleşmişti. Sabit fiyatlarla kişi başına GSMH ise 1988 yılında yüzde 0,7 ve 1989 yılında yüzde 0,6 oranlarında azaldı. İşçilerin 1989 yılında yükselen kitlesel meşru ve demokratik tepkisi, 1988/1989 krizine değil, ağırlıklı olarak daha önceki yıllarda yaşanan mutlak yoksullaşmaya karşıydı. Bu dönemde gelir dağılımından ücretlilerin aldıkları pay azaldı. Zenginlerin gösterişçi tüketimi artarken, yoksulluk yaygınlaştı ve derinleşti. 

Bu dönemde işçi sınıfı büyüdü. Türkiye’de 1980 yılında 6,2 milyon ücretli vardı. Ücretlilerin sayısı 1990 yılında 9,0 milyona yükseldi. 1990 yılında ülkede gelir getirici bir işte çalışanların toplam sayısı 23,4 milyondu. Bu kişilerin yüzde 38,5’i ücretliydi.

Sigortalı işçi sayısı 1985 yılında 2 milyon 608 bin; 1990 yılında 3 milyon 447 bin idi. Ülkede önemli sayıda işçi, sigortasız, diğer bir deyişle, kaçak olarak çalıştırılıyordu.

1980 sonrasında yaşanan mutlak yoksullaşma 1989 yılında en üst düzeyine ulaşmıştı. ANAP’ın 1989 Mart yerel seçimlerindeki yenilgisinin ardından Türkiye tarihinin en büyük kendiliğindenci işçi eylemleri gelişti. 

1991 EKONOMİK KRİZİ

Ekonomide küçük bir kriz 1991 yılında yaşandı. Sabit fiyatlarla GSMH yalnızca yüzde 0,3 oranında büyüdü. Buna karşılık sabit fiyatlarla kişi başına GSMH yüzde 1,6 oranında küçüldü. Krizin büyümesinde önemli bir etmen, önce kamu kesiminde gerçek işçi ücretlerinin tarihte görülmemiş bir düzeye tırmanmasıydı. Özel sektördeki işçi ücretleri de aynı şekilde arttı. Kriz ücretleri düşürmedi, yükselen işçi mücadelesi krizi derinleştirdi.

Kamu sektöründe yaşanan büyük gerçek ücret artışı, bir kamu kuruluşu örneğinde görülebilir.

Karayolları Gn.Md. işyerlerinde çalışan işçilerin yevmiyeleri 1980 yılı Ocak fiyatlarıyla 1 Mart 1980 tarihinde 651 TL idi ve 1 Mart 1981 tarihinde 834 TL oldu. Daha sonra yaşanan kayıplar sonucunda 1989 yılı Şubat ayında (1980 Ocak fiyatlarıyla) 246 TL’ye geriledi. Bu işçilerin 246 TL olan yevmiyeleri, 1989 toplu iş sözleşmeleri ile 442 TL’ye yükseldi. 1991 toplu iş sözleşmelerinde ise alınan yüksek oranlı zam ve Karayolları’nda uygulanmaya başlayan yüzde 15 oranındaki yıpranma primi ile, 1 Mart 1991 tarihinde ortalama yevmiye (1980 Ocak fiyatlarıyla) 1205 TL oldu. Bu yevmiye 1 Mart 1992 tarihinde 1297 TL’ye yükseldi. Diğer bir deyişle, 1980 Ocak fiyatlarıyla, 1989 Şubat ayında 246 TL olan yevmiye, 1 Mart 1992 tarihinde 1297 TL’ye çıktı (Yüzde 427 oranında gerçek ücret artışı). 

Gerçek ücretlerin bu büyük artışında yüz binlerce işçinin 1989 yılından itibaren geliştirdiği meşru ve demokratik kitle eylemleri, yasal grevler, Türk-İş’in 3 Ocak 1991 genel eylemi, Zonguldak maden işçilerinin 4-8 Ocak 1991 Zonguldak-Mengen yürüyüşü ve 1991 milletvekili genel seçimleri etkili oldu. 

İşçi sınıfı, Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı yoksullaşmasını 1983-1989 döneminde yaşadı; ancak 1989-1991 döneminde bu kayıplarını fazlasıyla telafi etti. Mevcut kapitalist düzen içinde maddi sorunlarını fazlasıyla gideren işçiler, mevcut düzene kökten karşı olan siyasi hareketlerin programlarına itibar etmediler. 

1988-1989 ve 1991 krizleri döneminde iktidarda Anavatan Partisi (ANAP) vardı. 21.12.1987-9.11.1989 döneminde Turgut Özal, 9.11.1989-23.6.1991 döneminde Yıldırım Akbulut ve 23.6.1991-20.11.1991 döneminde de Mesut Yılmaz başbakandı.

ANAP 1984 yılında yapılan mahalli idareler il genel meclisi üyeleri seçiminde 7,3 milyon (% 41,2) oy aldı. 1989 yılında yapılan mahalli idareler il genel meclisi üyeleri seçiminde oyu 4,8 milyona (%21,7) düştü. 

ANAP 1987 yılında yapılan milletvekili genel seçimlerinde 8,7 milyon (%36,3) oy aldı. Bu oyu 1991 milletvekili genel seçimlerinde 5,7 milyona (%24,0) geriledi. 1995 seçimlerindeki oy sayısı ise 5,5 milyon düzeyinde (%19,7) kaldı. 

Seçmenler, ekonomik krizin olumsuz sonuçlarına, ANAP’ın oyunu azaltarak tepki gösterdi.

1988-1989 ve 1991 yıllarının deneyimi, işçi sınıfının geniş kesimlerinin kararlı ve kitlesel bir mücadele içine girmesi durumunda ekonomik krize rağmen gerçek ücretlerin artırılabileceğini gösterdi.

Devamını Oku

EKONOMİK KRİZ VE İŞÇİ SINIFI: 1978-1983

EKONOMİK KRİZ VE İŞÇİ SINIFI: 1978-1983
0

BEĞENDİM

ABONE OL

28 Kasım 2021

Yıldırım Koç

www.yildirimkoc.com.tr

1929-1932, 1958-1961 ve 1969-1970 ekonomik krizlerinde gerçek işçi ücretleri ve gerçek memur aylıklarında bir düşme ve buna tepki olarak kitlesel eylemlilik yaşanmamıştı. Özellikle 1969-1970 yıllarındaki eylemlerin nedeni farklıydı. 

Türkiye tarihinde belki ilk kez 1978-1983 döneminde yaşanan ekonomik krizin, 1978-1980 döneminde yükselen enflasyon oranıyla birlikte gerçek ücretlerde ve aylıklarda yol açtığı düşüşün neden olduğu yaygın işçi eylemlerine tanık olduk. Bu yıllarda yaşanan siyasal gerginlik ve hatta düşmanlıklar gerçek ücretlerdeki azalmaya gösterilen tepkinin etkisini bir ölçüde azalttı. Diğer taraftan, siyasal gündemli eylemlilik de arttı. Diğer bir deyişle, işçi sınıfını eyleme çağıran siyasal örgütlerin girişimleri, gerçek ücret ve aylıkların düşmesi karşısında, kitleselleşen bir yanıt da buldu. Bu açılardan bakıldığında, işçi sınıfı üzerindeki etkileri açısından, 1978-1983 ekonomik krizi, daha önceki krizlerden farklıdır. 

12 Eylül 1980 Darbesi sonrasında, ekonomik kriz yaşanmasına karşın, çok ilginç bir biçimde gerçek ücretlerde bir düşme olmadı. Tam tersine, darbecilerin toplu sözleşmeleri sonuçlanmamış işyerlerindeki işçilere hemen yüzde 70 oranında bir ücret zammı uygulamaları ve enflasyon oranının düşürülmesi, gerçek ücretlerde bir artışa bile yol açtı. Darbeciler, ekonomik krize rağmen, işçi sınıfının geniş kesimlerini karşılarına almaya cesaret edemediler. İşten çıkarmaların sıkıyönetim komutanlıklarının ön iznine bağlanması da bu doğrultuda bir adımdı. Yüksek Hakem Kurulu’nun elden geçirdiği toplu sözleşmelerde birçok hakkı ortadan kaldırması ise etkisini daha sonraki yıllarda gösterdi. 

Kapitalizmin 1946-1973 döneminde yaşanan Altın Çağı’nın sona ermesinin ardından Türkiye ekonomisinde 1978-1983 yıllarında önemli bir kriz yaşandı. Türkiye 1977 yılında yeniden dış borçlarını ödeyemez duruma düştü. Piyasadan birçok mal çekildi. Birçok işletme, girdi ve enerji teminindeki sıkıntılar nedeniyle, çalışmayı durdurdu.

Sabit fiyatlarla GSMH 1978 yılında yüzde 1,2 oranında büyüdü; ancak 1979 yılında yüzde 0,5 ve 1980 yılında yüzde 2,8 oranında küçüldü. 1981, 1982 ve 1983 yıllarındaki büyüme hızı da, sırasıyla, yüzde 4,8, yüzde 3,1 ve yüzde 4,2 düzeyinde gerçekleşti. Sabit fiyatlarla kişi başına GSMH ise 1978 yılında yüzde 0,8, 1979 yılında yüzde 2,5 ve 1980 yılında yüzde 4,8 oranlarında küçüldü. Daha sonraki üç yılda küçük artışlar oldu. 1981 yılında yüzde 2,3, 1982 yılında yüzde 0,6 ve 1983 yılında da yüzde 1,7 oranlarında büyüme sağlandı. 

Bu dönemde işçi sınıfı sayıca büyüdü. 1980 yılı Ekim ayı itibariyle Türkiye’de gelir getirici bir işte çalışan 18,5 milyon kişinin 6,2 milyon ücretliydi. Ücretlilerin faal işgücüne oranı yüzde 33,5 idi. Kendi hesabına çalışanların sayısı 2 milyon 277 bin, ücretsiz aile çalışanlarının sayısı ise 7 milyon 860 idi. Kırsal bölgelerde veya kentlerde kendi işinde çalışanlar ve onlara işyerinde yardım eden aile bireyleri, gelir getirici bir işte çalışanların 54,8’ini oluşturuyordu (10 milyon 137 bin kişi). Türkiye’de esnaf-sanatkar ve köylerdeki küçük üreticiler hâlâ nüfusun çoğunluğunu oluşturuyordu. Ayrıca, ücretli çalışanların bir bölümünün de üretim araçları mülkiyetiyle ilişkisi belirli bir ölçüde devam ediyordu. 

Türkiye 1974 ve özellikle 1975 yılından itibaren ABD ile ciddi biçimde çatışan bir dış politika izlemeye başladı. Ağırlıklı olarak ABD’nin yönlendirmesiyle Türkiye’de 1975 yılından itibaren siyasal cinayetler arttı. 1978 yılından itibaren de kitlesel katliamlar gündeme geldi. Türkiye bir iç savaşa sürüklendi. 12 Eylül 1979 ile 11 Eylül 1980 tarihleri arasında siyasi cinayetlerde 2677 vatandaş ve 135 güvenlik görevlisi öldürüldü ve 6784 kişi yaralandı.

Türkiye’nin petrol gereksinimi 1960’lı ve 1970’li yıllarda arttı. Döviz harcamalarının giderek artan bir bölümünü petrol alımı oluşturmaya başladı. 1972 yılında bir varil petrolün fiyatı 2,48 Dolardı. 1973 yılında 3,29 Dolara, 1974 yılında 11,58 Dolara yükseldi. 1978 yılında 14,02 Dolar olan fiyat 1979 yılında 31,61 Dolara ve 1980 yılında 36,83 Dolara çıktı. Ayrıca diğer ürünlerin ithalatında da artış yaşandı.

Bu gelişmeler Türkiye’nin toplam ithalatını ve döviz harcamalarını hızla artırdı. 1972 yılında 1,6 milyar Dolar olan ithalat, 1973 yılında 2,1 milyar Dolara, 1974 yılında 3,8 milyar Dolara, 1975 yılında 4,7 milyar Dolara, 1977 yılında da 5,8 milyar Dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 1977 yılında yüzde 30 ve 1980 yılında yüzde 37 oldu. 

ABD’nin uyguladığı ambargo ve yurtdışındaki işçilerin gönderdikleri paralardaki azalma da döviz sorununu büyüttü. 

Döviz darboğazı, 1977 yılından itibaren temel tüketim mallarının piyasadan çekilmesine yol açtı. 1978-79 döneminde fuel-oil, kömür, gazyağı, kahve, margarin, sıvıyağ, ilaç, ampul, deterjan, röntgen filmi, sigara, gazete kâğıdı, oto yedek parçası sıkıntısı yaşandı, sık sık elektrik kesintisi uygulandı.

Bu süreç, Süleyman Demirel’in azınlık hükümetinin 24 Ocak 1980 kararlarını almasıyla son buldu. İthal ikameci sanayileşme modelinden, ihracata dönük sanayileşme modeline geçildi. 24 Ocak İstikrar Programı’nın hedefi işçi sınıfıydı.

Ancak işçilerin tepkileri beklenenden büyük ve kitlesel oldu. 1981 yılında da milletvekili genel seçimleri yapılacaktı. İşçi eylemlerinin yükselmesi karşısında Süleyman Demirel politika değiştirerek 1980 yılı Ağustos ayından itibaren kamu kesiminde çok yüksek ücret zamları verilen toplu iş sözleşmelerinin imzalanmasını sağladı. 

Devlet Planlama Teşkilatı’nın araştırmasına göre, Türkiye geneli net gerçek işçi ücreti ortalaması 1975 yılında yüzde 5,4 oranında ve 1976 yılında yüzde 11,2 oranında arttı. 1977 yılında artış oranı yüzde 4,3 oldu. Türkiye geneli net gerçek işçi ücreti ortalaması 1978 yılında yüzde 11,2 oranında geriledi. Azalma oranı 1979 yılında yüzde 14,5 olarak gerçekleşti. 1980 yılında da yüzde 5,6’lık bir gerileme yaşandı. 1980 yılındaki net gerçek ücret düzeyi, 1975 yılındaki ücret düzeyinin yüzde 83’ü kadardı.

DPT verilerine göre, kamu sektöründe 1978 yılında gerçekleşen yüzde 4,2’lik bir net gerçek ücret artışının ardından, 1979 yılında ücretlerde yüzde 12,6 ve 1980 yılında da yüzde 3,9 oranlarında bir düşme oldu. 1980 yılında kamu kesiminde net gerçek işçi ücreti, 1975 yılındaki düzeyin yüzde 1,0 üzerindeydi.

DPT araştırmasına göre, TİSK’e bağlı işveren örgütlerine üye işverenlerin işyerlerinde çalışan işçilerin net gerçek ücretlerinde 1978 yılında ekonomik krizle birlikte yüzde 17,8’lik ve 1979 yılında da yüzde 32,9’luk bir azalma yaşandı. 1980 yılında ise ücretler yüzde 9,6 oranında arttı. 1980 yılındaki ücretler, 1975 yılındaki düzeyin yüzde 81,4’ü kadardı.

DPT verilerine göre, devlet memurlarının net gerçek aylıkları 1975-1980 döneminde sürekli olarak geriledi. Net gerçek aylıklardaki azalma 1978 yılında yüzde 19,5, 1979 yılında yüzde 5,8 ve 1980 yılında da yüzde 20 oranında gerçekleşti. Buna göre, devlet memurlarının 1980 yılındaki net gerçek aylıkları, 1975 yılındaki düzeyin yüzde 56,7’siydi. 

Darbe sonrasında işçi ücretleri ve memur aylıklarında ani bir düşüş yaşanmadı. Birçok toplu iş sözleşmesinin uygulanmasına devam edildi. Bu toplu iş sözleşmelerinin çoğunda, yüksek enflasyon beklentisiyle, sözleşmenin ikinci yıl zamları yüksek tutulmuştu. Enflasyonda sağlanan düşme nedeniyle, bazı işyerlerinde darbeye karşın gerçek ücretlerde bir artış görüldü. Askeri yönetim, toplu sözleşme görüşmeleri sonuçlanmamış işçilere yüzde 70 oranında bir zam uygulattı.

DPT araştırmasına göre, Türkiye geneli net gerçek işçi ücreti 1981 yılında yüzde 17,5 oranında arttı; 1982 yılında yüzde 19,0 oranında azaldı ve 1983 yılında yüzde 7,0 oranında yükseldi. 1983 yılında ücretler, 1980 yılındaki düzeyin yüzde 1,7 üzerindeydi. Kamu kesimi işçilerinin net gerçek ücreti 1981 yılında yüzde 31,8 oranında arttı, 1982 yılında yüzde 14,3 oranında azaldı ve 1983 yılında yüzde 1,1 oranında yükseldi. 1983 yılındaki net gerçek ücret düzeyi, 1980 yılındakinin yüzde 14,2 üzerindeydi. TİSK’e bağlı işveren örgütlerinin üyelerinin istihdam ettiği işçilerin net gerçek ücretleri 1981 yılında yüzde 37,9 oranında arttı; 1982 yılında yüzde 6,6 ve 1983 yılında yüzde 0,5 oranlarında azaldı. 1983 yılındaki net gerçek ücret düzeyi, 1980 yılındakinin yüzde 28,3 üzerindeydi. Devlet memurlarının net gerçek aylıkları 1981 yılında yüzde 5,3 ve 1982 yılında yüzde 5,8 oranında azaldı; 1983 yılında yüzde 0,5 oranında arttı. 1983 yılındaki net gerçek aylıklar, 1980 yılındakinin yüzde 10,3 altındaydı.

Prof.Dr.Şevket Pamuk’un tespitlerine göre, Türkiye’de 1979 yılında imalat sanayinde gerçek ücret endeksi 100 kabul edilirse, 1980 yılında bu rakam 77’ye gerilemişti. 1980 yılında imalat sanayinde gerçek ücret endeksi 100 kabul edilirse, bu rakam 1981 yılında 107’ye ve 1982 yılında 110’a çıktı ve 1983 yılında 104 oldu. 

1978-1980 döneminde gerçek ücretlerde yaşanan düşüş, işçi/memur eylemlerinin artmasına yol açtı. Ülkede yaşanan iç savaş da işçi/memur eylemlerini sertleştirdi. 

12 Eylül darbesi sonrasında eylemler sona erdi. Sendikaların faaliyeti durduruldu. 

12 Eylül döneminde toplu sözleşme görüşmesi yapılamadı, sözleşme bağıtlanamadı. Süresi sona eren toplu iş sözleşmeleri Yüksek Hakem Kurulu tarafından elden geçirildi ve 1963-1980 döneminde toplu iş sözleşmelerine konmuş birçok hak ortadan kaldırıldı.

Cumhuriyet döneminin bu üçüncü büyük krizi ilk kez işçilerin ve memurların yaşam standartlarının düşmesine yol açtı. Ülkede emperyalist güçlerin ve araçlarının yarattığı iç savaş koşulları, işçileri ve memurları siyasi görüşlerine göre böldü ve kötüleşen koşullara karşı güçlü ve birleşik bir sınıf hareketinin doğmasını önledi. Gelişen dağınık eylemlilik eğilimi, 12 Eylül darbesiyle zor kullanılarak önlendi. 

Ekonomik krizin halkın siyasi tercihlerine yansıması, 1977 ve 1979 yıllarındaki kısmi Senato seçimlerinde görülmektedir.

1978-1979 yıllarında iktidarda CHP vardı. 5.1.1978-12.11.1979 döneminde Bülent Ecevit başbakandı.

5 Haziran 1977 tarihinde Senato’nun 50 üyesi için yapılan seçimlerde CHP oyların yüzde 42,4’ünü, AP ise yüzde 38,3’ünü aldı. 

14 Ekim 1979 tarihinde Senato’nun 50 üyesi için yapılan seçimlerde CHP’nin oyları yüzde 29,1’e düştü, AP’nin oyları yüzde 46,8’e yükseldi.

Ekonomik kriz, CHP’nin büyük oy kaybına yol açtı.

Devamını Oku

EKONOMİK KRİZ VE İŞÇİ SINIFI: 1969-1970

EKONOMİK KRİZ VE İŞÇİ SINIFI: 1969-1970
0

BEĞENDİM

ABONE OL

www.yildirimkoc.com.tr

Yıldırım Koç

Türkiye gerçekten çok ilginç bir ülke. 1929-1932 ve 1958-1961 ekonomik krizlerinde işçi sınıfının çalışma koşullarının kötüleşmediğini, gerçek ücretlerinin düşmediğini, sendikal hak ve özgürlüklerde ise tersine bir gelişme sağlandığını yazmıştım. 1969-1970 ekonomik krizinde de benzer bir durum söz konusu.
Bu üç krizde işçi sınıfının gerçek gelir düzeyi ve haklarında meydana gelen gelişme, her ekonomik krizin mutlaka işçi sınıfını sıkıntıya sokacağı ve kitlesel tepkilere iteceği biçimindeki değerlendirmelerin çok sığ ve yanlış olduğunu göstermektedir. Her ekonomik krizin nedenleri de farklıdır, krizden çıkış için başvurulan yöntemler de. Bunlara bağlı olarak ekonomik krizlerin işçi sınıfı üzerindeki etkileri de farklılık gösterir.
Türkiye’de 1969-1970 yıllarında ikincil önemde bir kriz yaşandı. Krizin ağırlıklı nedeni, Türkiye ekonomisinin harcadığı dövizi kazanamamasıydı. Kapitalizmin altın çağı devam ediyordu. GSMH sabit fiyatlarla 1969 yılında yüzde 4,3 ve 1970 yılında yüzde 4,4 oranında büyüdü. Sabit fiyatlarla kişi başına GSMH ise 1969 yılında yüzde 1,7 ve 1970 yılında yüzde 1,8 oranında arttı. Kriz sürecinde Türk Lirası yüzde 66 oranında devalüe edildi. Bir ABD Dolarının TL karşılığı 9 liradan 15 liraya yükseltildi.
Bu yıllarda Türkiye işçi sınıfı nicel olarak epeyce büyümüştü. 1970 nüfus sayımı sonuçlarına göre, gelir getirici bir işte çalışan 15,1 milyon kişinin 4,2 milyonu ücretli, 4,0 milyonu kendi hesabına çalışan, 6,8 milyonu ücretsiz aile çalışanıydı. Ücretlilerin oranı yüzde 27,6 iken, kendi hesabına çalışanlarla ücretsiz aile çalışanların toplamının oranı yüzde 72 idi. Kendi hesabına çalışanların ve ücretsiz aile çalışanlarının mutlak sayıları artmıştı.
Bu dönemde yaşanan ekonomik krizden işçi sınıfı gelir açısından olumsuz etkilenmedi. DPT verilerine göre, gerçek ücretler 1971 yılına kadar hemen hemen sürekli olarak arttı. 1972 yılında küçük bir gerileme görüldü. Daha sonra yeniden yükselişe geçti. Korkut Boratav, gerçek ücretlerde 1965-1971 dönemindeki artışı yüzde 45 olarak vermektedir. Gerçek ücretler 1971-1975 döneminde de artışını sürdürdü. 1965 yılında kabul edilen 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun mali hükümlerinin 31.7.1970 gün ve 1327 sayılı Kanunla uygulamaya sokulmasıyla, memur aylıklarında da artış yapıldı.
Bu dönemde gerçekleştirilen değişikliklerin en önemlisi yaşlılık aylığına hak kazanma konusunda yaşandı. 1964 yılında kabul edilen 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa göre yaşlılık aylığına hak kazanabilmek için erkeklerin 60, kadınların 55 yaşını doldurması gerekiyordu. 1969 yılında kabul edilen 1186 sayılı Kanunla, en az 25 yıl sigortalı bulunan ve bu süre içinde en az 5000 gün prim ödeyen kişilerin yaşlılık aylığına hak kazanması mümkün kılındı. Kadınlar için gerekli görülen sigortalılık süresi 1976 yılında 1992 sayılı Kanunla 20 yıla indirildi. Böylece kadınların 38, erkeklerin 43 yaşında yaşlılık aylığına hak kazanarak emekli olmaları mümkün kılındı. Böyle bir uygulama dünyanın başka hiçbir ülkesinde yoktu. Bu yasanın kabulü sürecinde Türk-İş Ankara’da ilk mitingini 24 Ağustos 1969 günü gerçekleştirdi.
1968-1970 döneminde, daha iyi haklar elde etmek amacıyla gerçekleştirilen işçi eylemleri yaygınlaştı ve sertleşti. Eylemler, yoksullaşmaya karşı değildi; daha iyi bir hayatın mümkün olabildiği beklentisiyle yapıldı. Birçok işyeri bu süreçte işgal edildi. Bu gelişme sonrasında, sendikal hakları kısıtlayacak bir düzenleme gündeme geldi. İşçilerin buna tepkisi, 15-16 Haziran 1970 eylemleri oldu. 15-16 Haziran eylemleri, kriz nedeniyle ortaya çıkan mutlak yoksullaşmaya karşı değildi; Türk-İş’in DİSK’in büyümesinden duyduğu kaygı nedeniyle gündeme getirilen mevzuat değişikliğine karşıydı. Ancak bu eylemler amacına ulaşamadı, tasarının yasalaşmasını kısmen engelleyebildi.
Memurların en önemli tepkisi, TÖS ve İlk-Sen’in 15-18 Aralık 1969 günleri gerçekleştirdiği Büyük Öğretmen Boykotu idi. Eylemin nedenleri, memurların gerçek gelirlerinde 1969 yılına kadar meydana gelen düşüş, çeşitli illerde TÖS üyelerine yapılan saldırılar ve 8 Temmuz 1969 tarihinde TÖS’ün genel kurulunun yapıldığı Kayseri’de gericilerin genel kurulun toplandığı sinemayı yakma girişimine duyulan tepkiydi. Yaklaşık 109 bin öğretmenin katıldığı bu eylem, Türkiye’nin ilk genel greviydi. Bu eylem sonrasında, 12 Mart döneminde memurların sendikal hakları kısıtlandı. 20.9.1971 gün ve 1488 sayılı Yasayla 1961 Anayasası değiştirilerek, memurların sendikalaşma hakkı kaldırıldı ve memurların sendika kurmaları ve kurulu sendikalara üye olmaları açık bir biçimde yasaklandı.
1969-1970 ekonomik krizi de ücretlerde ve işçi haklarında ciddi bir kayba yol açmadı ve yaygın kendiliğindenci kitle hareketleri yaratmadı. Krize tepki seçimlerde ortaya çıktı.
1969-1970 krizi döneminde iktidarda Adalet Partisi vardı. Başbakan ise Süleyman Demirel idi.
Adalet Partisi 1965 milletvekili genel seçimlerinde 4,9 milyon (% 52,9) oy aldı. 1968 il genel meclisi üyeleri seçiminde ise oyların % 49,1’ini (4,5 milyon oy) alabildi.
Adalet Partisi’nin 1969 milletvekili genel seçimlerindeki oyu 4,2 milyona (% 46,5) düştü. 1973 milletvekili genel seçimlerindeki oyu ise 3,2 milyona (% 29,8) geriledi. 1973 yılındaki mahalli idareler il genel meclisi üyeleri seçimlerindeki oyu da 3,2 milyonda (% 32,3) kaldı.
Ekonomik kriz, iktidardaki Adalet Partisi’nin oyunu ciddi oranda düşürdü.
Memurların net gerçek aylıkları endeksi 1963 yılında 100 kabul edilirse, 1969 yılında 74,5’e gerilemişti. Ancak 1970 yılında 125,3’e yükseldi. Ekonomik kriz sürecinde memurların net gerçek aylıkları bir yıl içinde yüzde 68,2 oranında arttı.
İmalat sanayiindeki işçilerin gerçek ücretleri 1961 yılında 100 kabul edilirse, 1968 yılında 134 ve 1969 yılında 136 oldu. 1970 yılında ise 150’ye ve 1971 yılında 160’a yükseldi. Türkiye geneli net gerçek işçi ücretlerinde de benzer bir gelişme yaşandı. Ücretler 1969 yılında 1968 yılına göre yüzde 4,8 oranında daha yüksekti. 1970 yılındaki artış yüzde 6,3 ve 1971 yılındaki artış da yüzde 4,9 oldu.
Gerçek asgari ücret endeksi 1963 yılında 100 kabul edilirse, 1968 yılında 101 olmuştu. Ancak 1969 yılında yüzde 32’lik bir artışla 133’e yükseldi. 1970 yılında 123 ve 1971 yılında 104 oldu.
Türkiye’nin döviz ihtiyacından kaynaklanan ve büyük bir devalüasyonla sonuçlanan 1969-1970 krizi çok büyük değildi; işçi ve memurların gelirleri üzerinde de olumsuz bir etki yapmadı. Tam tersine, sosyal güvenlik alanında işçiler lehine son derece önemli bir değişiklik gerçekleştirildi. Sendikal hakları kısıtlama girişimi de önemli sorunlara yol açmadı.

Devamını Oku

EKONOMİK KRİZ VE İŞÇİ SINIFI: 1958-1961

EKONOMİK KRİZ VE İŞÇİ SINIFI: 1958-1961
0

BEĞENDİM

ABONE OL

26 Kasım 2021

Yıldırım Koç

www.yildirimkoc.com.tr

Adnan Menderes döneminde ekonomide altın yıllar
Cemal Gürsel kimdir? - Yeni Akit

Günümüzün ekonomik krizini ve giderek derinleşmekte olan bu kriz karşısında işçi sınıfının olası tepkileri konusunu incelerken, ülkemizde geçmişte yaşanan ekonomik krizlere ve ortaya çıkan tepkilere bakmakta yarar var. Dünkü yazımda belirttiğim gibi, 1929-1932 krizi işçilerin gerçek ücretlerinde bir azalmaya yol açmamıştı. Ekonomik krizin yükünü köylülük çekmişti. 1958-1961 krizinde de benzer bir durum söz konusu. 

Diğer bir deyişle, her ekonomik kriz mutlaka işçi sınıfında ciddi bir yoksullaşmaya ve tepkilere neden olur gibi bir değerlendirme yapmak son derece yanlıştır. Ekonomik kriz koşullarında işçi sınıfında kitlesel bir tepki gelişmezse, bunu işçilerin bilgisizliği, cahilliği, korkaklığı, sınıf bilinci yoksunluğu, vb. gibi etmenlerle açıklamaya çalışmak gibi bilimsellikten uzak yaklaşımlar yerine, tepkisizliğin gerçek nedenlerini araştırmak daha doğru bir yöntemdir.

Ülkemizin ekonomi tarihinde ilginç krizlerden biri 1958-1961 krizidir. 

Cumhuriyet döneminin ikinci önemli krizi 1958-1961 yıllarında, dünyada kapitalizmin altın çağı sürerken yaşandı. Kriz, ağırlıklı olarak döviz eksikliğiyle bağlantılıydı. Dış borçlar bir süredir ödenemiyordu. 1958 Ağustos’unda IMF güdümlü bir istikrar programı kabul edildi ve Türk Lirası devalüe edildi.

1958-1961 ekonomik krizinde sabit fiyatlarla GSMH 1958 yılında yüzde 4,5 ve 1959 yılında yüzde 4,1 oranlarında büyüdü. Büyüme, 1960 yılında yüzde 3,4 ve 1961 yılında yüzde 2,0 oranlarıyla sürdü. Sabit fiyatlarla kişi başına GSMH ise 1958 yılında yüzde 1,6; 1959 yılında yüzde 1,1; 1960 yılında yüzde 0,5 oranlarında büyüdü, 1961 yılında yüzde 0,6 oranında azaldı. 

Ancak bu önemli kriz döneminde de işçi sınıfının hak ve özgürlüklerinde geriye gidiş yaşanmadı. 

1955 nüfus sayımı sonuçlarına göre, gelir getirici bir işte çalışan 11,6 milyon kişinin yalnızca yüzde 14’ü (1,6 milyon kişi) ücretliydi. İşverenler, 39,5 bin kişiydi (yüzde 0,3). Kendi hesabına çalışanlar 3,3 milyon kişi (yüzde 28,3) ve ücretsiz aile çalışanları da 6,7 milyon kişiydi (yüzde 57,4). 

Prof.Dr.Şevket Pamuk’un İstanbul ve Diğer Kentlerde 500 Yıllık Fiyatlar ve Ücretler, 1469-1998 (DİE Yay.No.2397, Ankara, 2000, s.84) çalışmasına göre, imalat sanayiinde işçilerin gerçek ücretleri 1950 yılında 100 kabul edilirse, gerçek ücretler 1957 yılında 143 ve 1958 yılında 146 oldu. Ekonomik krize rağmen imalat sanayiinde gerçek ücretler 1959 yılında 150’ye, 1960 yılında 158’e ve 1961 yılında 161’e yükseldi. 1962 yılında da 169 oldu. Kriz döneminde gerçek ücretler düşmedi; aksine arttı. 

Ekonomik kriz döneminde sendikal güvenceler de geliştirildi. 25.5.1959 gün ve 7285 sayılı Yasayla İş Kanunu değiştirilerek, temsilcilik görevini yapması nedeniyle işten çıkarılan işçiye bir yıllık ücreti tutarında tazminat ve diğer işçilerin kötü niyetle işten çıkarılması durumunda ihbar önellerine ilişkin ücretin üç katı tutarında tazminat ödenmesi uygulaması kabul edildi.

25.5.1959 gün ve 7286 sayılı Yasayla 5018 sayılı Yasa değiştirilerek, sendika özgürlüğünün işverence ihlali durumunda bir yıllık ücret tutarında tazminat getirildi.

11.4.1960 gün ve 7467 sayılı Yıllık Ücretli İzin Yasası ile İş Yasası’na tabi olan işyerlerinde çalışan işçi ve müstahdemler için yıllık ücretli izin hakkı tanındı. Yıllık ücretli izin süresi, 1 yıldan 5 yıla kadar kıdemi olanlara yılda 12 gün, 5 yıldan fazla ve 15 yıldan az kıdemi olanlara yılda 18 gün ve 15 yıldan fazla kıdemi olanlara da yılda 24 gün olarak düzenlendi. 6.5.1960 günü de Yıllık Ücretli İzin Talimatnamesi yayımlandı.

Başbakan Adnan Menderes 1960 yılında 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı kutladı. Başbakan Adnan Menderes, radyodan yaptığı konuşmada şunları söyledi. “Bugün 1 Mayıs İşçi Bayramı, işçi kardeşlerimize elemsiz, kedersiz bir çok bayramlar idrak etmelerini ve onların refah ve saadetini temenni ederken, bu gayede kendilerine her zaman yardımcı olmanın en aziz emelimi teşkil ettiğini ifade etmek isterim.”

Ekonomik kriz devam ederken gerçekleştirilen 27 Mayıs Devrimi sonrasında da işçi hak ve özgürlüklerinin geliştirilmesi sağlandı.

27 Mayıs sonrasında gazeteciler lehine önemli bir düzenleme yapıldı. 4.1.1961 gün ve 212 sayılı Yasa ile Basın İş Kanunu değiştirilerek gazetecilerin hakları genişletildi.

1961 Anayasasının hazırlanmasına demokratik biçimde seçilmiş işçi temsilcileri de katıldı. 

1961 Anayasası işçi ve memurların sendikal haklarını genişletti. 

1958-1961 ekonomik krizi işçi sınıfına önemli zararlar vermedi, sınıf mücadelesinin ve kendiliğindenci sınıf hareketinin gelişmesine yol açmadı. 

Her ekonomik krizin işçi sınıfı üzerindeki etkilerinin ayrı ayrı incelenmesi zorunludur. “Ekonomik kriz işçi sınıfını ezer ve kitlesel eylemlere yol açar” türü genellemeler doğru değildir, bilimsellikten uzaktır.

Devamını Oku

EKONOMİK KRİZ VE İŞÇİ SINIFI: 1929-1932

EKONOMİK KRİZ VE İŞÇİ SINIFI: 1929-1932
0

BEĞENDİM

ABONE OL

25 Kasım 2021

www.yildirimkoc.com.tr

Yıldırım Koç

1929 Dünya Ekonomik Krizinin Sebepleri ve Sonuçları

Türkiye ekonomisi günümüzde giderek derinleşen bir kriz yaşıyor. Sermayedar sınıf, krizin yükünü emekçi sınıf ve tabakaların ve özellikle bu kesim içinde büyük çoğunluğu oluşturan işçi sınıfının sırtına yıkmaya çalışıyor. Önümüzdeki haftalarda asgari ücret artırılacak, ancak Türk Lirası’nın sürekli değer yitirmesi nedeniyle yükselecek olan enflasyon oranı, asgari ücretin satınalma gücünü hızla düşürecek. Uygulanan ekonomi politikası, Türk işçilerinin ücretlerini düşürerek, Türkiye’yi yabancı yatırımcılar veya Türk ihracatçıları için iyice ucuz işgücü pazarı haline dönüştürebilmeyi amaçlamaktadır. 

Ancak bu öyle pek kolay olmayacak. Günümüzde Türkiye’de gelir getirici bir işte çalışanların yüzde 70’inden fazlasını işçiler ve memurlar oluşturuyor. İşsizler (işçileşememiş kişiler) ile işçi ve memur emeklileri de dahil edildiğinde, günümüzde Türkiye nüfusunun yüzde 80’inden fazlası işçi sınıfından (halen çalışan, çalışmak isteyen ve geçmişte çalışmış olan ücretliler) meydana geliyor. 

İşçi gelirlerine ve haklarına yönelik hesaplar yapılırken, günümüzde yaşanan ekonomik kriz sürecinde, sermayedar sınıfın önemli kesimleri kârlarını daha da artırabiliyor. Diğer bir deyişle, ülkemizde gelir ve servet dağılımındaki adaletsizlik hızla çarpıcı düzeylere tırmanıyor.

Bu koşullarda Türkiye’de ne tür toplumsal ve siyasal gelişmeler beklenebilir?

Bugünü anlayabilmenin yolu, geçmişi bilmekten geçmektedir. Türkiye işçi sınıfının geçmiş ekonomik krizlerde verdiği tepkiler anlaşılabilirse, hangi koşullarda kitlesel tepkilerin ortaya çıktığı da bilinirse, önümüzdeki dönemde ortaya çıkacak gelişmelere ilişkin daha sağlıklı ve bilimsel değerlendirmeler yapılabilir.

Bu yazı, kapitalizmin ikinci küresel krizi olan 1929 Büyük Buhranı’nın Türkiye’deki etkileri ve dönemin işçi sınıfının bu dönemdeki durumunu özetle ele almaktadır. 

Türkiye Cumhuriyeti 1923 yılında kurulduktan sonra ilk olarak 1927 yılında bir tarım krizi yaşadı. Tarımsal üretim geriledi. Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) sabit fiyatlarla yüzde 12,8 oranında azaldı. Kişi başına GSMH ise yüzde 14,6 oranında düştü. 

1929-1932 döneminde yaşanan kriz ise dış kaynaklıydı, Ekim ayında başlayan 1929 dünya buhranının yansımasıydı. Uluslararası piyasalarda özellikle tarım ürünü fiyatlarında büyük düşüş yaşandı. Türkiye’nin ihraç ürünlerinin büyük bölümü tarım ürünüydü. Bu ürünlere olan talepte de düşme oldu. Türkiye’de sabit fiyatlarla GSMH 1929 yılında yüzde 21,6 oranında büyüdü. Krizin etkileri, GSMH büyüme oranını 1930 yılında yüzde 2,2 ve 1931 yılında yüzde 8,7 düzeyine geriletti. 1932 yılında ise yüzde 10,7 oranında bir azalma oldu. Kişi başına GSMH ise, sabit fiyatlarla, 1929 yılında yüzde 19,2 oranında arttı; 1930 yılında aynı kaldı; 1931 yılında yüzde 6,7 oranında büyüdü ve 1932 yılında da yüzde 12,8 oranında azaldı. Daha sonraki yıllarda krizin etkisi yalnızca 1935 yılında yüzde 3,0 oranında bir azalmaya neden oldu; diğer yıllarda ekonomi büyüdü. Kriz, halkı ve özellikle nüfusun dörtte üçünü oluşturan köylüleri yoksullaştırdı.

Bu krize işçi sınıfının tepkisi çok sınırlı kaldı. 

Bu yıllarda Türkiye’de işçi olarak çalışanların önemli bir bölümü tam olarak mülksüzleşmemiş insanlardı. Bu insanlar köyde yaşayıp, para gerektiğinde şehre gidip çalışan, köylü davranış özelliklerini yitirmemiş üreticilerdi. Kentlerdeki işyerleri ise küçüktü. İşçilerin büyük bölümü, 2-3 kişinin çalıştığı küçük işyerlerindeydi. Bu işçilerde işçilik ve sınıf bilincinin gelişmesi çok zordu. İşçi sınıfının eğitimli veya vasıflı kesimleri de “memur” olarak çalıştırılıyordu ve günün koşullarında birçok insanın imrendiği haklara sahipti. 

Tarım ürünü fiyatlarındaki düşüş ciddi bir mülksüzleşmeye yol açmadı. Bu yıllarda nakit gereksinimi olan çok sayıda köylü, geçici sürelerle işçi olarak çalışmak üzere kentlere gitti ve bir miktar para biriktirdikten sonra köyüne geri döndü.

Bu yıllarda önemli bir işçi eylemi olmadı. En önemli eylem, 1930 yılında İzmir’de gerçekleşti. İhracatın çok azalması nedeniyle işsiz kalan işçiler bir protesto gösterisi düzenlediler.

Bu dönemde işçi aristokrasisi oluşturan memurlar 1931 yılında faal işgücünün yüzde 1,2’sini oluştururken, ulusal gelirden yüzde 7,1 oranında bir pay alıyorlardı. Hükümet, kamu kurum ve kuruluşlarında daimi işçi bulmak amacıyla, çıkarılan yönetmelikler aracılığıyla, günün koşullarında oldukça iyi ücretler veriyor, başka işyerlerinde görülmeyen haklar tanıyor, lojman uygulamasını yaygınlaştırıyordu.

İmalat sanayiinde gerçek ücretler bu dönemde arttı. 1925 yılındaki gerçek ücret düzeyi 100 kabul edilirse, 1929 yılındaki ücret düzeyi 112 idi. Genel fiyat düzeyindeki azalma nedeniyle, 1932 yılındaki ücret düzeyi 111 ve 1933 yılındaki ücret düzeyi 138 idi. Gerçek ücret düzeyi 1934 yılında da 160 oldu.

1929-1932 döneminde işçiler lehine bazı düzenlemeler de yapıldı. 

12 yaşın altındaki çocukların çalıştırılması yasaklandı; işçilere önemli haklar tanındı. 24 Nisan 1930 gün ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu başta çocuklar ve kadınlar olmak üzere, işçi sağlığı konusunda önemli düzenlemeler getirdi. Bu yasanın çıkarılması için işçi sınıfının bir çabası yoktu. Hükümetin amacı nüfusu artırma ve işçilerin daha iyi çalışabilmeleri için sağlıklarını koruma olsa gerektir.

İlk İş Kanunu (No.3008) 1936 yılında kabul edildi ve 1937 yılında yürürlüğe girdi. 

1929 Büyük Buhranı, gelişmiş kapitalist ülkelerde önemli işçi sorunlarına yol açtı, özellikle işsizlik çok arttı. Bu koşullarda bazı ülkelerde işçilerin kitlesel tepkileri gelişti. Ancak Türkiye’de durum farklıydı.

Türkiye tarihinin en önemli krizlerinden biri olmasına karşın, 1929-1932 krizi, sayıca çok az olan işçi sınıfı açısından önemli sorunlar yaratmadı ve büyük tepkilere yol açmadı. İşçi sınıfının mülksüzleşmiş vasıflı unsurlarının oluşturduğu işçi aristokrasisi ise memur statüsü altında emekçi sınıf ve tabakalar içinde en az sorun yaşayan tabakaydı. 

Kriz, devrimci bir durumun nesnel koşullarını oluşturmadı.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.