DOLAR 13,6697-0.37%
EURO 15,5060-0.46%
ALTIN 779,170,08
BITCOIN 7870085,18%
Gaziantep
11°

HAFİF YAĞMUR

06:31

İMSAK'A KALAN SÜRE

İşçi sınıfı ve sendikal hareket için fırsatlar dönemi

İşçi sınıfı ve sendikal hareket için fırsatlar dönemi

ABONE OL
Kasım 25, 2021 15:07
İşçi sınıfı ve sendikal hareket için fırsatlar dönemi
0

BEĞENDİM

ABONE OL

MEHMET AKKAYA

Türk-İş, Hak-İş ve DİSK için fırsat günlerindeyiz.

Memur-Sen, T. Kamu-Sen, KESK ve Birleşik Kamu-İş için fırsat günlerindeyiz.

Bu konfederasyonlarımıza bağlı memur ve işçi sendikaları için fırsat günlerindeyiz.

Türkiye Emekliler Derneği, Türkiye İşçi Emeklileri Dul ve Yetimleri Derneği ve diğer emekli derneklerimiz için fırsat günlerindeyiz.

İşçisi, memuru, sözleşmelisi, evden çalışanı, işsizi, emeklisi ile bilumum işçi sınıfı için fırsat günlerindeyiz.

Fırsatların ne olduğunu, hangi olanakları içerdiğini birazdan ele alacağız. Önce bugüne göz atmamız lazım.

DÜNÜ UNUTAN YARINI KURAMAZ

Amerikancı 12 Eylül darbesinin kamu ekonomisine ve planlamaya darbe vuran piyasacılık aşkının ve yabancı sermaye hayranlığının aralıksız olarak 2021 yılına kadar sürmesinin faturasını yaşamaktayız.

Bu zihniyetin Türkiye’yi ucuz emek cehennemine çevirmesinin faturasını yaşıyoruz.

Hatırlayalım ki, bu akımın pir olarak kabul edilen Turgut Özal, yabancı tekelleri Türkiye’ye çağırırken “Türkiye’de ucuz işgücü vardır. Bunu değerlendirebilirsiniz” diyordu. (Cumhuriyet, 23.5.1985) 

Daha o yıllarda ülkeyi, koyu bir emek sömürüsüne dönüştürmüşlerdi bile. Hatırlayalım ki 1985 yılında Türkiye’ye gelen İngiliz Ticaret Heyeti Başkanı, daha o zaman bile şöyle demişti; “Türkiye’de işçi ücretleri öylesine düşük ki, yüksek enflasyon yabancı sermayeyi etkilemiyor.” (Cumhuriyet, 5.2.1985)

Dolayısıyla,

1983’te başlayan ANAP’ın tek başına hükümetleri ve koalisyon ortaklıkları,

Sonrasında Demirel, Çiller, İnönü, Karayalçın ve Baykal’ın başında olduğu DYP ile SHP-CHP koalisyon Hükümetleri,

Erbakan ve Çiller’in RP-DYP koalisyon ortaklığı,

DSP’nin tek başına hükümeti ve ANAP ile koalisyon ortaklığı,

Sonrasında DSP-MHP-ANAP Hükümeti,

Ve 3 Kasım 2002’den beri aralıksız olarak süren AKP Hükümetlerinin benimseyerek uyguladıkları söz konusu politikalar, sadece milli ekonomiyi ve kamusal varlıkları tasfiye etmedi, işçi sınıfına 40 yıl boyunca cehennemi de yaşattılar.

3 Kasım 2021 tarihinde “İşçi sınıfı 40 yılda neleri yitirdi?” başlıklı yazımda aktarmaya çalıştığım cehennemi bugün kısaca hatırlayalım önce, sonra da hangi fırsatların eşiğinde olduğumuzu ele alalım.

40 YILDA NELER OLDU?

– İşçi sınıfının Sosyal Sigortalar Kurumu elinden alındı, ücretsiz ilaç veren SSK Eczanelerinin kapısına kilit vuruldu. SGK’nın hastanelerinden bile, muayene, tedavi ve ilaç parası alınmaya başlandı.

– SGK’nın aleyhine ve rakibi olarak özel emeklilik şirketlerinin kurulması sağlandı. Devlet desteği ile beslendi. Milletin mensupları zorla üye yapıldı, milletin kaynakları bu yabancı şirketlere aktarıldı.

– İki kez çıkarılan ve emekliliği uzatan yasalarla, emeklilik neredeyse mezara bırakıldı.

– Emekli maaşının hesaplanma yöntemi ile iki kez oynanarak emekli maaşları kuşa çevrildi. Emekli muhannete muhtaç edildi, yeniden çalışmak zorunda kaldı.

– Ülkenin en değerli kurumları satıldı, kapatıldı. Stratejik olanlar da dahil olmak üzere, yabancıların egemen olmadığı sektör neredeyse kalmadı.

– Köy Hizmetleri Kurumu ve Karayolları’nın 103 adet Bölge Şefliği kapatıldı. PKK “eyalet sistemine gidiliyor” diye sevindi.

– Satılmayan kamu işletmelerinde, hatta Cumhurbaşkanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, TBMM ve Bakanlıklarda bile işler ihalecilere, taşeronlara verildi, bu kurumlar bile taşeronlara işgal ettirildi.

– Belediyeler ihale ve yağma merkezine dönüştürüldü. Belediyelerin yapmakla görevli olduğu işler kurulan şirketlere verildi. Şirketler de belediyenin yağmalattıklarını, yandaş taşeronlarla paylaşmaya başladı. Bütün belediyeler, taşeron ve talan merkezine dönüştürüldü.

– Stratejik kaynaklarımızdan madenler satıldı. Satılmayanlar rodövans usulü ile veya taşeronlara yağmalatıldı.

– Devletin kadrolu öğretmeni eritiliyor. Öğretmenlik, adım adım sözleşmeli ve ücretli öğretmen köleliğine dönüştürülüyor.

– Kolektif çalışma ve kamu yararı kenara itilerek performans ve norm sistemleri yayılıyor.

– İşçi simsarlığı ve kiralık işçilik yasalaştırıldı, Özel İstihdam Büroları kurduruldu, İŞKUR işçi kiralayan merkeze dönüştürüldü.

– “Esnek çalışma” İş Yasası’na sokuldu. İşverene, işçiyi keyfine göre çalıştırabilme, istediği gibi sömürebilme olanağı sunuldu. “Uzaktan çalışma”, “çağrı üzerine çalışma”, “yarı zamanlı çalışma” iktidarların desteği ile yayılıyor.

– Belirli süreli sözleşmenin yayılması ile kıdem tazminatını ve iş güvencesini ortadan kaldırabilme koşulları yaratılmaktadır.

– İşverenlere “çalışma süresinin haftanın günlerine eşit bölüneceği” kuralını ortadan kaldırabilme, deneme süresini sözleşmelerle 4 aya kadar çıkarabilme fırsatı verildi.

– Denetimli serbestlik, kiralık işçilik, Toplum Yararına Çalışma, “399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname” ve “sözleşmeli personel” uygulamaları ile ortaçağın da gerisindeki çalışma biçimleri türetildi.

– Sendikalar parti şubesine, Hükümet bürosuna dönüştürülüyor. Sendika kongrelerine müdahale, üyelerini zorla yandaş sendikalara aktarma olağanlaştırıldı.

– İşini kaybedenlere hizmet için kurulan İşsizlik Fonu, amacının dışında kullanılmakta.

– Yasaların ve sendikaların giremediği, yabancı sermayenin sınırsızca cirit attığı “Serbest Bölge” adıyla işçi cehennemleri yaratıldı. Sayıları 18’e, bu cehennemlerdeki işçi sayısı 74 bine çıkarıldı.

– Sendikal örgütlenme, iktidarların seyrettiği işveren zorbalıkları, fütursuz kıyımlar, uzun ve uzayan yargı süreçleri ile daha da zorlaştırıldı.

– “Milli güvenlik ve genel sağlık” gerekçesiyle 17 ayrı grev ertelendi. İşçi sınıfının anayasal grev hakkı fiilen yapılamaz hale getirildi.

KANLA UYGULANAN PROGRAM

Hatırlayalım ki Kenan Evren, “12 Eylül müdahalesi anarşiyi bitirmek için yapılmış olsa da, 24 Ocak Kararlarının uygulanabilmesini de mümkün kılmıştır” sözündeki gerçek, 40 yıllık vahşi kapitalizmin arkasındaki sopalı gücün itirafıdır. 24 Ocak Kararlarının uygulanabilmesini mümkün kılan iklimi hatırlayalım;

650 bin kişi gözaltına alındı.

– 1 milyon 683 bin kişi fişlendi. 

– 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.

– 7 bin kişi için idam cezası istendi. 517 kişiye idam cezası verildi, 50 kişi idam edildi.

– 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmaktan yargılandı.

– 30 bin kişi sakıncalı diye işten atıldı. 

– 3 bin 854 öğretmen, 120 öğretim üyesi, 47 hakim işten atıldı.

– 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı, 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına kaçtı.

– 171 kişinin gözaltında işkenceden öldüğü belgelendi. 

– Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi, 14 kişi açlık grevinde öldü.

– 937 film sakıncalı diye yasaklandı.

– Milyonlarca kitap toplatıldı yakıldı.

– Siyasi Partilerin kapısına kilit vuruldu, liderleri tutuklandı, gözaltına alındı.

– Türk-İş hariç işçi sendikaları kapatıldı.

– 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.

– Gazeteler 300 gün yayın yapamadı, 13 büyük gazete için 303 dava açıldı, 39 ton gazete ve dergi imha edildi.

İşte 40 yıldır vahşi kapitalizmin uygulanabilmesini olanaklı hale getiren vahşet budur.

BAHAR EYLEMLERİ NASIL GELİŞMİŞTİ? 

Bu vahşeti arkasına alan ANAP, 6 Kasım 1983 milletvekili genel seçimlerinde yüzde 45,1 oy aldı. 

Bu vahşetin desteği ile serbest bölgeler kuruldu.

Bu vahşetin ikliminde işçi sınıfının yukarıda sıraladığımız hakları elinden alınmaya başlandı, ortaçağı anımsatan koşullar hortlatıldı.

Bu vahşetin yasaları, yönetmelikleri türetildi.

Bu vahşeti arkasına alan piyasa ekonomisi, ucuz işçi cenneti yaratmak için grevleri yasakladı, ücretleri bastırdı.

 Daha 1988 yılına gelindiğinde, kamu kesiminde gerçek ücretler, 12 Eylül darbesi öncesinin neredeyse üçte birine inmişti. 12 Eylül’ü milat kabul ederek ücretleri 1981 yılında 100 olarak kabul edersek,

Kamu sektörü işçilerinin gerçek ücretleri 1988’de 46’ya, özel sektörü işçilerinin ücretleri 1986’da 76’ya, memurların gerçek ücretleri 1988’de 82’ye geriledi.

Bu sonuçlar kaçınılmaz olarak sandığa da yansımaya başladı. 6 Kasım 1983 milletvekili genel seçimlerinde yüzde 45,1 oy alan ANAP, 29 Kasım 1987 genel seçimlerinde yüzde 36,3’e geriledi. Kitleler kıpırdanmaya, ilk tepkilerini sandıkta göstermeye başlamışlardı.

26 Mart 1989 yerel seçimlerinde ise ANAP’ın oy oranı yüzde 21,8’e geriledi. ANAP, Ankara, İstanbul ve İzmir belediye başkanlıklarını kaybetti.

Ve 89 Bahar eylemleri… Yüz binlerce işçi sokaklarda, alanlardaydı artık. Turgut Özal “Çankaya’nın şişmanı”ydı artık. İşçi Hükümeti devirmek için yollardaydı. Başbakan Yıldırım Akbulut istifasını Özal’a götürmüştü bile.

Daha düne kadar sesini çıkarmakta bile çekinen kitleler, nasıl olmuş ta aniden tavır değiştirmişti?

Madem böyle bir potansiyelleri vardı, neden 9 yıl boyunca susmuşlardı?

Cevabı çok basit… Kendiliğinden eylemlerde kitleler, sonuç alamayacaklarını düşündükleri mücadelelere kalkışmazlar. Ufukta başarı ihtimalini görürlerse de eylem kaçınılmaz olur. Kitle hareketlerinin matematiği bu kadar basittir.

89 BAHARININ KAZANÇLARI

“Başaracağını hisseden işçi” demiştik… Tam da öyle oldu.

Ücretlerin yüzde 46’ya kadar gerilediği kamuda ücretler daha o yıl, 1989’da yüzde 64’e tırmandı. 1991 toplu iş sözleşmeleriyle 122’ye yükseldi. İşçilerinin satınalma gücü 1988’den 1991’e kadar üç kat artmıştı.

1986’da yüzde 76’ya gerileyen özel sektör işçilerinin ücretleri 1989’da yüzde 107’ye, 1991’de yüzde 186’ya çıktı. Gerçek ücretler 2,5 kat artmıştı.

1988’de yüzde 82’ye gerileyen memurların gerçek ücretleri 1991’de yüzde 150’ye, 1992’de yüzde 160’a çıktı. 

(89 Baharı hakkındaki veriler için bkz. “Türkiye İşçi Sınıfı Tarihi Osmanlı’dan 2020’ye” – Yıldırım Koç – Kaynak Yayınları)

89 Baharı’nın sadece ücretler düzlemindeki kazançları böylesine büyük idi.

AK PARTİ’NİN PANİĞİ

2009 yılından beri çok yönlü krizin içindeyiz. Önceki krizlerden çok farklı olan krizin özellikleri şunlardır;

1-) Cumhuriyet tarihinin en derin krizinin içindeyiz.

2-) Kriz geçici, yapay ve güdümlü değil, yapısaldır, sadece emekçi sınıfları değil, toplumun bütün milli sınıf ve tabakalarını etkilemektedir, etkileyecektir.

3-) Krizin sebebi, kamu kurumlarının tasfiye edilmiş olması, planlamanın terk edilmesi ve yabancı sermayeye sağlanan dizginsiz özgürlüktür. Yabancı tekellerin neredeyse bütün sektörlerimizi ele geçirmiş olmasıdır. Kamunun hamiliğinden de yoksun hale gelen ulusal özel sektörümüzün yabancı tekellere yem olmasıdır. 

4-) Kriz, emperyalist dünyanın krizi ile aynı döneme denk geldi, karşılıklı etkilenmeler yaşanmaktadır.

5-) Ekonomik kriz, siyasi ve askeri krizlerle örtüştü. Başta ABD olmak üzere emperyalizmin PKK, FETÖ ve DEAŞ ile, AB, IMF, Dünya Bankası ve OECD ile ülkemizi ekonomik olarak çökertmek, üniter yapısını parçalamak için saldırılarını yoğunlaştırdığı dönemle çakıştı.

6-) Krizden çıkmayı sağlayacak önemli dayanaklar olan stratejik sektörler, kamu denetiminin dışına itilmiş, hatta petrokimya, enerji ve finans sektörleri gibi kritik önemdeki sektörler yabancılara ikram edilmiştir.

7-) İktidar devleti ekonominin dışına iten, devlet varlıklarını mirasyedi gibi har vurup harman savuran tutumunu sürdürmekte, hala kamu kurumlarını satmayı sürdürmektedir.

😎 Katar, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelere, kısa günün karı için ulusal varlıkların ikram edilmesi endişe vericidir.

9-) Türkiye böylesine ağır bir krizin içine sürüklenmişken hükümet, milletin kaynaklarını sayısız saraya, Kanal İstanbul gibi hovardalıklara gömmeyi ısrarla isteyecek kadar hesapsızdır, öngörüsüzdür.

10-) İktidar, giderek derinleşen kriz koşullarında, 6 milyon yabancının ekonomik kriz üzerindeki giderek artan olumsuz etkilerine rağmen, hesapsız dış politikası ve anlaşılmaz Suriye düşmanlığı ile çözmeye yanaşmamaktadır.

11-) Giderek artan işsizlik ve yabancı kaçak işçilik, tehlikeli potansiyeller içermektedir.

12-) Son olarak panik halindeki iktidar, ulusal ekonomiyi, kamuyu ve üretimi içerecek cesur planlamalar yapabilme basireti gösteremiyor.

14-) 2023 yılı Haziran ayında yapılması öngörülen seçimi kurtarmak, neredeyse tek amacı haline gelmiştir. Bu amaç uğruna 19 yıllık fıtratlarının dışına çıkabilmekte, kendinin zıttı politikalara yönelebilmektedir.

PANİK VE SEÇENEKLER

19 yıllık iktidar hızla değer yitiriyor, gücü hızla eriyorsa, anketler giderek daha da iç karartıcı oluyorsa,

16-17 yıl boyunca yekpare tuttuğu Parti parçalar halinde koparılıyor ve karşısına dikiliyorsa,

Erimesinin esas sebebi olan ekonomik krizden çıkabilecek niyete, planlamaya ve cesarete sahip değilse,

Siyaseten yanına getirebileceği kuvvetlerin sınırına gelmişse ve matematiksel denklem lehine görünmüyorsa,

O halde yaklaşan seçimlerde sandığa gömülmesini önleyecek, belki de iktidarda kalmasını sağlayacak mucizeler lazımdır artık. Neler olabilir?

1-) PKK ve FETÖ operasyonları artık olağan güvenlik tedbirleridir. Durumu değiştirecek mucize, APO’nun Ecevit Hükümetine teslim edilmesi gibi bir şeydir artık. Örneğin PKK Merkez Komitesinin yakalanması ya da tasfiyesi, ya da Fethullah Gülen’in getirilip yargılanması gibi bir durum…

2-) Cumhurbaşkanı Erdoğan, anlaşılmaz inadından vazgeçerek Suriye yönetimi ile ve bizzat da Esat ile el sıkışarak Suriyeli göçmenlerin büyük kısmını ülkelerine gönderirse, durum değişebilir.

Sadece milleti ruhsal ve sosyolojik olarak rahatlatmaz, ülkeye ekonomik getirileri de olacaktır. 

3-) En istenmeyen durum gerçekleşirse eğer, çevremizi askeri üsleri ve silahları ile adeta kuşatan ABD, alenen ve şiddetli olarak Türkiye ile silahlı çatışmaya girerse, bu durum sadece iktidarı kurtarmaz, tekmil millet kenetlenir ve iktidarın yanında yer alır.

ENİŞTENİN ÖPÜCÜĞÜ

4-) İktidarın baş aşağı gidişini değiştirebilecek milli güvenlikle ilgili benzeri sorunların dışında dördüncü bir seçenek daha vardır ki, son günlerde kuvvetle sahneye sürüldüğünü görüyoruz.

Asıl konumuz olan da budur zaten.

Bu yeni durum, işçi sınıfının 40 yıldır baş aşağı giden kaderini değiştirebileceği, kaybettiklerinin bir kısmını yerine koyabileceği ender fırsattır aynı zamanda.

İktidara yakınlığı ile bilinen Haber7’nin Genel Yayın Direktörü Osman Ateşli, 5 Kasım 2021 tarihli “Erdoğan çalışın talimatı verdi, muştular gelebilir!” başlıklı yazısında şöyle diyordu;

“Kabinede ve partideki toplantılarda şu sıralar masadaki en değerli gündem unsurunu ekonomik rahatlamayı sağlayacak bahisler oluşturuyor. Emekli aylıkları ve taban fiyata beklentilerin de üstünde artırım yapılması, toplumsal yardımların artırılması, 3600 ek gösterge hatta daha evvel çekimser yaklaşılan EYT konusunun bile masada olduğu biliniyor.

…AK Parti Genel Lider Yardımcısı Vedat Demiröz, “AK Parti olarak minimum ücretlileri de, emeklileri de enflasyona ezdirmeyeceğiz” kelamını bir kere daha not ettik.

Maliye Bakanı Lütfi Elvan “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en hassas olduğu konulardan birinin vatandaşın enflasyona ezdirilmemesi olduğunu” belirtti.

Kendi adıma, milyonlarca kişinin merakla beklediği asgari fiyatla ilgili beklentilerin üzerinde artırım yapılacağının sinyalini aldığımı söyleyebilirim. Elvan’ın “Asgari fiyat başta olmak üzere bu bahiste gerekli hassasiyeti göstereceğiz” ifadesini ben bu bakımdan çok kıymetli buluyorum. Bu kelamlardan en üst hudut için kuralların zorlanacağını anlayabiliriz. Sonuna kadar zorlanmalı da…” (https://www.haber7.com/yazarlar/osman-atesli/3158822-erdogan-calisin-talimati-verdi-mujdeler-gelebilir)

Özetle Cumhurbaşkanını, AK Parti Genel Lider Yardımcısı Vedat Demiröz’ü ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’i kaynak göstererek, hatta toplantılarından bilgi de akarak demektedir ki,    

-Emekli aylıkları

-Taban fiyatları

-Toplumsal yardımlar

-3600 ek gösterge

-“Hatta daha evvel çekimser yaklaşılan EYT” konusunda iktidar, kitleleri mutlu edecek hazırlıklar yapmaktadır. 

Seçimlere sayılı aylar, haftalar kalmışken, muhalefet erken seçim için sıkıştırırken, nedir bunların anlamı?

Dövizin ve altının yeniden tırmandığı Kasım ve Aralık aylarında 13 Milyar Dolar dış borç ödemesi var iken,

Sadece Ekim ayında bütçe 17,4 milyar TL açık vermiş, yılın 10 ayındaki bütçe açığı 78 milyar 499 milyon TL’ye çıkmışken,

Hazine, borç para bulabilmek için 3,8 milyar TL tutarında tahvil satmak zorunda kalmış iken, 

Ve en önemlisi, 2002 yılından beri işçinin, memurun, emeklinin ensesinde boza pişirmiş iken, iktidar böylesi bir darboğazda neden 19 yıllık fıtratına aykırı davranmaya yöneldi?

Üstelik ekonomi gerçek manası ile perişan halde iken?…

Lamı çimi yok ki sebep şudur;

– Sayıları 2 milyonu aşan öğretmen, imam, polis ve sağlıkçılar için hazırlandığı açıklanan 3.600 gösterge, nerden baksan aileleriyle 5 milyona yakın bir kitleyi ilgilendirmektedir. Bu da 5 milyon oy demektir.

– Ağustos 2021 tarihindeki sayıları 13 milyon 484 olan emekli, dul ve yetim maaşı alanlar, aileleriyle 25 milyonluk bir kitledirler. Bu da 25 milyon oy demektir.

– Asgari ücret, aileleri ile en az 20 milyonluk bir kitleyi ilgilendirmektedir. En az 20 milyon oy demektir bu da.

– Kulislerden sızan haber EYT hakkında da çalışma yapıldığı yolunda olmasına rağmen, ne oldu ise Cumhurbaşkanı tersi yönde açıklama yaptı. Bu kitlenin karşılığı da en az 5-6 milyon oy demekti.

Ancak EYT dışındaki konularda iktidarın kendi fıtratının üstüne çıkacağı görülüyor.

Bu demektir ki AKP, iktidarı boyunca böylesine zor duruma düşmemiş.

19 yıldır işçileri köleleştirmek için uğraşan iktidar, birden bire işçileri sevmeye başlamış.

19 yıldır emeklileri muhannete muhtaç eden iktidar, birdenbire emeklileri sevmeye başlamış.

Sendikalarına müdahale eden, sözleşme masalarından hoşnutsuz ayıran, yandaş olmayanı süren, ezen, büzen iktidar, birdenbire memurları sevmeye başlamış.

Bir lokma bir hırka yaşatılan asgari ücretli, birdenbire sevilmeye başlanmış.

BÜYÜK FIRSAT

İktidarın böylesine zayıf durumda olması, bugüne kadar ezdiklerinin büzdüklerinin inayetine muhtaç olması, baş aşağı giden kaderini değiştirecek tek seçenek olarak emekçilere sarılmak zorunda kalması, 40 yıldır zulmedilen kitlelerin de bir şeyleri hatırlaması için fırsattır.

Kaybedilenleri geri alabilme olanağıdır bu.

Sendikalarımızın, TÜRK-İŞ, HAK-İŞ ve DİSK’in, Memur-Sen, T. Kamu-Sen, KESK ve Birleşik Kamu-İş’in, konfederasyonlarımda bağlı sendikalarımızın, emekli örgütlerimizin, genel seçimlerden önce bu fırsatı değerlendirmesi lazımdır.

Haziran 2023’de yapılacağı söylenen seçimin erkene alınma olasılığına göre hazırlık yapması lazımdır.

Örneğin;

– Kıdem ve ihbar tazminatını ortadan kaldıran “belirli süreli çalışma” masaya getirilebilir.

– Emeklilik süresi ve emekli maaşlarını hesaplama yöntemi masaya getirilebilir.

– Performans sistemi, ücretli ve sözleşmeli öğretmenlik konusu masaya getirilebilir.

– Özelleştirmelerin durdurulması, stratejik kurumların kamuya yeniden kazandırılması konusu masaya getirilebilir.

– Kiralık işçilik, Toplum Yararına Çalışma, denetimli serbest çalışma, uzaktan, çağrı üzerine, yarı zamanlı çalışma konuları masaya getirilebilir.

– Çalışma süresinin haftanın günlerine yeniden eşit bölünmesi sağlanabilir.

– İşsizlik Fonu’nun idaresi ve kullanılma biçimi işçi sınıfının ihtiyacına uygun olarak yeniden düzenlenebilir.

– Sendikal örgütlenme güvenceye kavuşturulabilir, işverenlerin fütursuz kıyımına ve kanun dinlemezliğine son verilebilir.

Su akarken testiyi doldurmak lazımdır.

Zulmettiklerine mecbur kalan iktidara bugüne kadar yapılan zulümleri düzeltme fırsatı verilebilir.

Umarın işçi önderlerimiz ve sendikacılarımız bu tarihi fırsatın kıymetini görür, kaybedilenleri geri almak için hamle yapar, aralarında güçbirliği yaparlar.

Bu fırsat kaçarsa ve ola ki iktidar değişirse, gelecek iktidarın işçi dostu olduğunu düşünmeyelim sakın.

Geçmişi unutmayalım, bugünü değerlendirelim.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.